Dilsiz Yolsuz Bir Oyun / Ümit Manay

Boşluğa dokunuyorum,

Hadi uzat ellerini…

Aciz bir oyun bu,

Bilinmeze giden bir gemi.

 

Daktilomda aciz mürekkep lekeleri,

İsyanımda ucuz bir günah tadı.

Ve ağladığım için sararan yorganım, yastığım, bıyıklarım

 

İçimde bir çocuk tüm neşesiyle, Kahkaha atıyordu,

Siz onu ağlattınız.

Orada bir yerde bebeklerini saklıyor,

Oyuncak silahlarını imha ediyordu.

 

Siz onun eline silah verdiniz,

Kanla boyayın dediniz,

Onun hapsettiği şeytanını temelli azad ettiniz.

 

Hak etmediniz,

Ne o çocuğu, ne de beni…

 

İstemeyin gözyaşlarımı, eceliniz olurum.

İstemeyin sokak lambalarımı, karanlığa boğulurum,

Siz en iyisi bırakın beni bana,

Sert rüzgarları, yalancıları,

Alın götürün çok uzağa.

...ve yanımdaydın kollarında / Kübra Mutlu

Elimi tuttun; sıcacıktı elerin ama üşüdüm. Gözlerine baktım;ışık olur sandım yolumu daha karartın...Bedenimi sevdiğin kadar sevseydin keşke yüreğimi... Saçlarımı okşasaydın bedenim yerine... Alnımdan öpseydin ya da gözlerimden!dudaklarımı bırakabilseydin bir kenara...Ama olur mu?ben zaten bunun için vardım hayatında... Yalnızca seni mutlu edebilecek köleydim. Bir kukla;ipleri elinde... Gel desen gelirdim,git dersen gidemezdim...Ama severdim sahibimi... Onun elinden gelen acılar yakmazdı canımı.Ateşi bile bir başka tatlıydı! Ta ki; umutlarım tükenene kadar... Kendimi kandıramıyordum artık.Daha fazla sabredemezdim katlanamazdım.Bir kez beni anlaman için neler vermezdim... oysa... «Neden sende beni öpmüyorsun»derdin veremezdim cevabı. Şimdi söyliyim; senin şehvetli öpüşüne karşılık vermeyecek kadar masumdu dudaklarım.. .Benim bunlara ihtiyacım yoktu ki, ben sevgini istiyordum. İlk gün ki gibi yalnızca ellerini tutmak istiyordum...!

İnsan Kaybetmedim / Mehmet Tonkaz

Ne hesabını vereceğim bir günüm oldu
Ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim
Ne hissettiysem onu söyledim
Onu yaşadım...
Yaşadığım tek bir anda bile pişmanlık duymadım...
Asla keşkekerim olmadı hiçbir zaman kendim vicdan mahkemesi yapmak zorunda kalmadım...
Karşıma bazen gerçek yüzler bazen de sahteleri çıktı, ama olsun
Ben sadece hislerimle yaşadım...
Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim...
Ya da birini severken karşılığını beklemedim...
Dostluğuma değer biçmedim, sevgime sınır çizmedim.
Sevdiysem sonuna kadar gittim.
Bitirdiyse öldürse de hasreti geriye dönmedim...
Bazen çok kırıldım...
Ama hata insana mahsustur dedim affettim.
Bazen de af diledim...
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yine affettim.
Onlar beni belki saflıkla yargıladıkas,
Belki de içten sinsice güldüler...
Ama asıl unutukları şuydu... Ben aldanmadım...
Aldanan her zaman kendileri oldular, ama bunu anlayamadılar....
Bir insan kaybının ne olduğunun bilmedikleri için,
Kaybetmek onlar için alışkanlık haline geldiği için...
Oysa ben hiç insan kaybetmedim...
Sadece zaman geldiğinde vazgeçtim.
10 Kasım 2010
00.21

Murat Kekilli | 1996 - 2006


Murat Kekilli | 1996 - 2006 Diskografi



Biyografi
18 Nisan 1968 yılında aslen Adana merkezde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini de Adana'da tamamladı.
Müzik hayatına ilk piano ile başladı. Adana'da gençlik sarayının müdürü ile tanışıp. Onun yanına gidip gelirken orada piano çalan bir arkadaşını görür. Parmaklarına bakar çok güzeldir ve arkadaşı Barış MANÇO'nun şarkısını çalıyordur. Ondan dolayı pianoya hayran olmuş ve öğrenmiş. Müzik hayatına piano ile başlamış.
1989 da askere giden Murat Kekilli 1991 askerden döner. 1992-1993 yıllarında Adana devlet konservatuar sınavlarını kazanan ve bir yıl kadar devam edip ayrılan Murat KEKİLLİ, 1994'de İstanbul'a gelir daha sonra grup çalışmalarına başlar. Var olan bir grupta çalışıp ve ilk grubumun ismi olan kilikyalıları kurar. Bu grupta şuan İstanbul'un bir çok ünlüleri vardır.1996'da tekrar YOLCULAR grubunu ile çalışır ve sonra eşşek gözlüm albümünü çıkarır. Albüm istenilen yere gelmediği düşüncesi ile firma ile yollarını ayırır. Boğaziçi müzik ile anlaşıp 1999'da Bu Akşam Ölürüm adlı albümümü çıkarır.
2001'in şubat ayında ise YEDİ-ALTI albümü, 2004 de AVARA albümünü çıkarır. 2006 yılında da Bir Ahir Zaman adlı albümünü çıkardı.İlk klibi olan AHİRZAMAN'dan sonra ikinci klibi SANA GÜL DEDİM isimli parçasına geldi.
Diskografi

01 - Eşek Gözlüm (Vay be) | 1996





01- Eşek Gözlüm
02- Seni Çılgın
03- Vaybe
04- Bu Akşam Ölürüm
05- Dokunursan Yanarsın
06- Anadolu Benim
07- Vur Sineme Öldür Beni
08- Bit Pazarı
09- Bir Çift Turna Gördüm
10- Kıbrıs Türküsü   

____________


02 - Bu Akşam Ölürüm | 1999




01- Turnam
02- Bu Akşam Ölürüm
03- Barış Türküsü
04- Anadolu Benim
05- Dadaş
06- Karagözlüm
07- Aklıma Gelmeyecektin
08- Vaybe
09- Dere Boyu Kavaklar
10- Yar Deyi

____________


03 - Yedialtı | 2002




01- Söyleme
02- Gel Öpem Seni
03- Alır Seni Boşarım
04- Bir Çift Turna
05- Salını Salını
06- Çılgın
07- Köprüden Geçti Gelin
08- Kapat Kapıları
09- Beşinci Mevsim
10- Usandım Ben

____________

04 - Avara | 2004




01- Avara
02- Ayrılık
03- Eşek Gözlüm
04- Tomarza
05- Yandı Bu Yürek
06- Vakti Geldi
07- Odalarım
08- Meyro
09- Gitme Döngüsü
10- Meşeler

____________

05 - Bir Ahir Zaman | 2006



01- Sana Gül Dedim
02- Ahir Zaman
03- Kahrında hoş Lütfunda
04- Hayat Mı Bu
05- Sam Amcalar
06- Cümbür Cemaat
07- Döveceksin Dizlerini
08- Bir Masal Rüzgarı
09- Yeşil Başlı Gövel Ördek
10- Ayrılık Ayı
 ____________

06 - Kalbimdeki Darp | 2010


01 - Ver Bana Duslerimi
02 - Senden Uzakta
03 - Buda Geçer
04 - Geç Erdim
05 - Sevmişsem
06 - Kalpimdeki Darp
07 - Gözlerin Yalancı Bahar
08 - Senden Bulacaklar
09 - Dut Ağacı Değilem
10 - Gözümün Karası

Kar Taneleri, Küresel Isınmanın ta Kendisi / Gerorge Monbiot

Avrupa'yı esir alan kara bakıp da 'Küresel ısınmaya inanmıyorum' diyorsanız, yanılıyorsunuz. İklimdeki tüm anormallikler bağlantılı.

İki sessiz aramanın ardından telesekreterime sesli mesaj bırakıldı. Kibar bir sesi ve Galler’in ortalarına ait bir aksanı vardı: “Sen bir yalancısın Monbiot. Sen, James Hansen ve bütün şürekanız yalan söylüyor. Oğlumun sizin kampanyanıza verdiği parayı geri ödeyeceksin. Hava eksi 18 derece ve borular bile dondu. Sen yalancısın. Sizin küresel ısınma dediğiniz bu mu?” Cevaptan hoşlanmayacaktır, keza siz de. Evet, dediğimiz bu.
Elimizde Britanya’da son iki yıldır yaşanan alışılmadık derecede soğuk kışların başka yerlerdeki ısınmanın sonucu olduğuna dair güçlü kanıtlar var. İklim analisti John Mason ve İklimbilimi Acil Eylem Grubu’nun (CSRRT) yardımıyla, konuyla ilgili bulabildiğim tüm bilimsel külliyatı didik didik ettim. Görünüşe göre şunlar olup bitiyor:

Ortalama yükseliyor
Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) yayımladığı küresel sıcaklık haritaları çarpıcı bir resim sunuyor. Geçen ayki haritada İzlanda, Spitsbergen, İskandinavya ve Britanya üzerinde kesif bir mavi benek görülüyor; aynısından ABD’nin batısı ve Pasifik’in doğusunda da var. Bu bölgelerdeki sıcaklıklar, 1951 ve 1980 Kasım ortalamalarından 5.5 ila 4 derece daha az. Fakat bu soğuk mavi havuzların diğer tarafında turuncu, kırmızı ve kestane rengi yangınlar yükseliyor: Batı Grönland, Kuzey Kanada ve Sibirya’daki sıcaklıklar ortalamanın 2 ile 10 derece üzerinde. NASA’nın 3-10 Aralık tarihlerine ait Kuzey Kutbu salınımlar haritası, Baffin Adası ve orta Grönland’ın belli kısımlarının 2002-2009 ortalamasından 15 derece daha sıcak olduğunu ortaya koyuyor. Geçen kış da benzer bir gidişat vardı. Bu anormallikler birbiriyle bağlantılı görünüyor.
İklim bilimciler uyarmıştı
Sözgelimi Britanya’da kışın karşılaştığımız havanın, İzlanda çukuruyla Azor yükseltisi arasındaki zıt basınçla güçlü bağlantısı var. Büyük bir basınç olduğunda rüzgâr güneybatıdan eserek Atlantik’ten ılık hava getiriyor. Daha düşük irtifada, hava genelde Kuzey Kutbu’ndan aşağı akabiliyor. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’ne göre, geçen kış buzlu kuzeydeki yüksek basınç alışıldık gidişatı engelledi ve soğuk havanın Kuzey Kutbu’ndan Avrupa, Doğu Çin ve Washington içlerine girmesine yol açtı. NASA’ya göre aynısı bu kış da gerçekleşiyor.
Peki iklim bilimciler bunları niye tahmin etmedi? Aslında etti ama biz kaçırdık. Durma noktasına gelen Körfez Akıntısı’ndaki (Gulf Stream) olası değişimlere takılıp atmosferik sirkülasyon üzerindeki etkilerini atladık. Kuzey Kutbu’ndaki yaz deniz buzuyla Kuzey Yarımküre’deki kış sıcaklıkları arasındaki bağ, ilk kez 1914’te açıklandı. Bu ilişki 1990’da yakından haritalandırıldı. 2006’dan bu yana ayrıntılı haritalar çıkarılıyor.

Birçok değişken var
Peki artık gidişat böyle mi olacak? Henüz belli değil. Potsdam Enstitüsü’nden Vladimir Petukov, azalan deniz buzunun “Avrupa ve Kuzey Asya’daki aşırı soğuk kış ihtimalini üçe katlayabileceğini” söylüyor. NASA’dan James Hansen son 10 Avrupa kışından yedisinin ortalamadan daha sıcak geçtiğini reddediyor. Bir yığın başka değişken var: Britanya kışlarının nasıl geçeceğini sadece deniz buzunun boyutuyla tahmin edemeyiz.
Nefret ulumalarınızı duyabiliyorum: Bu soğumanın ısınmanın sonucu olduğunu iddia ediyorsunuz! Evet, olabilir. Küresel ısınma eğilimi, her bölgenin her ay daha sıcak olacağı anlamına gelmiyor. Ortalamalar da bunun içindir: Yerel vakaları bir bağlama oturtur. İnsanın sebep olduğu iklim değişikliğinin inkârı önce genel olarak bilimin, ardından temel aritmetiğin inkârı biçimini aldı. Bizler duygularıyla hareket eden basit, fani yaratıklarız. Gördüğümüz, tattığımız ve hissettiğimiz şey, analize baskın çıkıyor. Bu soğuğun ölümcül bir anlamı var. (20 Aralık 2010 tarihinde Guardian'da yayınlanan makale, Radikal'den alınmıştır.)


Kentsel Gettolaştırılmışlık ve ‘Gettolaşmışlık’ / Mazhar Günbey

Yaşam alanı olarak kırsala alternatif olmuş ve zamanla büyük bir gelişim ve dönüşüm geçirmiş- geçmişin şehri ( doğuran –üretim)-,kent olgusu zamanla farklı bir yasam tarzı, farklı bir zihin atmosferi ve farklı olarak yani bir kültürlenme modelini dayatmıştır.( dayatmıştır çünkü; yaratıcılarına sahip olmayı başarmıştır). Kent, içindeki rekabet itkisini toplumsal aktörlere ( birey) dayatarak aynen Darwinci bir mücadeleyi sunmaktadır. Aktörler mücadele halinde toplumsal yalıtılmışlık kisvesi altında yarış atını andıran bir hayvansı modele yada daha doğru olabilecek bir tabirle Formula arabaları gibi lanse etmekte; bana göre pekte gerçek dışı bir benzetme olmasa gerek. Hayatın bu yeni alanında ve sonralarında ( yani günümüzde) ‘doğrulanmış’ doğru yaşama; yani modern hayat bu anlamda kendini alenileştirmektedir.
Sunulmuş yada dayatılmış bu yeni yaşam modeli, zamana paralel başarı kazanmıştır. Kendini iktidarlaştırmıştır. Kırsala alternatif olan bu ‘yeni’; kırsalı yenilmiş ve çözülmüştür. Kırsalın umut yolcuları olarak insanlar, kenti mesken tutma yoluna girmiştir. Şaşaalı hayat, göz kamaştırıcı güzellikler-metaların fetişizmi zamanı-ve önemlisi de umut yolcularının umudunun yeri olan bu yerler zamanla dolup taşmakta, şişmekte ve genişlemekte. Şişmekte olan kent; kentli ‘sosyolojik kabadayılıkları da’ şişirmektedirler, çünkü; kentsel her yeni bir şişme: yeni bir para kazanma, sermaye biriktirmektedir. Sosyolojik kabadayılar kendi hakimiyet alanlarına müdahale edilmesine izin vermezler. Her türlü önlemi almakta ve farklı olmaktadır. Çünkü kendini farklı görmektedir. Bu grup kendisini farklı yapılara hatta ‘farklı’ ne varsa ondan yaşamaya kalkmaktadır. Bunda dolayı kentlerde yaşam alanlarını ayrıştırır. Kırsallı olanları farklı yerleşim alanlarına iter .-Kent onların bilinç ve zihin atmosferleriyle şekillenmektedir. Dahil olmak demek bir çok şeyi kabul etmek ve vazgeçmek demektir. Yoksa olduğun yerde kal. Senin yerin orası. (getto)
Gettolaştırılmış alan bu bağlamda faaliyetteler. Dışlanmış ve kabul edilmemişlerin mekanıdır. Kentsel sosyolojik kabadayılar bu gettolaştırmayı yaptığı gibi kendileri de gettolaşmıştır. Bu her iki alanda farklı bir zihin atmosferi vukulaşmıştır. Bu atmosfer kendini bu yapılarda dışarı yansımakta ve somutlaşmaktadır. Gettolaştırılmış bölgelerde barakalar, teneke çatlı yapılar; gettolaşmış yerler ise villalar ve siteli yapılar oluşmaktadır.
Bu mikro mekan ayrılığını, makro mekana ve teritoryal (ülkesel) bazda da düşünmek mümkün. Kendilerini birinci dünya ülkeleri olarak tanımlayanlar yani teritoryal bazda sosyolojik kabadayılar; ‘doğrulanmış’ doğrularla modern olmaktadırlar.! Bu doğruların ; yanlışların olduğu üçüncü dünya ülkelerine sunmaktadırlar. Çünkü gettolaştırılmıştır: kabul görülmüş teritoryal alanlardır. Bu ayrıştırmalarının kesin kaynağı hiç tereddütsüz kapitalizmdir. Kapitalist sermayedarların devamını sağlamak için oynadığı oyundur. Şuan oyunun hakimiyeti onlarda. Kararları onlar vermektedir. Bu üçüncü dünya ülkeleri birinci dünya ülkeleri tarafından oluşturulmuş; ne tür uluslar arası kuruluş ( oyun ;roller) varsa hepsinin görülmeyen ama hissedilen baskıları altındadır. Örneğin; Habitat : bu kuruluş sözde uluslar arası şehir yerleşmeleri alanında yapıcı rol için oluşturulmuş bir kuruluştur. Ama ; bu kuruluş neden dünyada bu kadar gettolaştırılmış yerlerde hissedilebilir bir çalışmayı şuana kadar gerçekleştirmedi. Bu kuruluşların tek amacı bu alanların içindeki insanlara dalga geçmek ve ‘durumlarını’(oyunun bir parçası) hatırlatmaktır. Ve bir başka önemli tarafı da, birinci dünya ülkelerinde tüketilmemiş ya da modası geçmiş ya da en önemli ve vahimi olan, tarihi geçmiş ürünlerinin harcanması açısında son derece cazip bir yer oluşturmalarıdır. –ki zaten, bu gettolaştırılmış alanlarının bence en temel amacı budur. Bu açıklama diğer kuruluşlar içinde; kendi kuruluş alanında görülmeyen ama hissedilen baskı araçlarını oluşturmaktadır.
Şuan tavsiyede bulunacak bir çözüm yolu görülmemekte. Son olarak da bu durumları ‘lanse’ edenlere karşı bir mesafe oluşturulabilse en azından olan baskılarının şiddeti azaltılabilir. Bu meşrulaştırıcılar: entelektüel magandalar olarak tanımlamak ve bilmek gerektiğine inancındayım.

Wiki Sızıntı Neden 'Sızdırılıdı'! / Banu Avar

Bu ayki kapak konumuz "Tek Tipleşen Dünya" günümüz şartlarında engellenemeyen tek alan haline gelen internetin, küresel gücü elinde bulunduranlar eliyle kontrol altına alınıp tek tipleştirme araçlarına interneti de katmayı hedeflediği, bu hedefe ulaşmak için WikiLeaks sitesini kullandıkları yönündeki tezi konu alan Banu Avar'ın bu yazısına kayıtsız kalamadık.
apopüler dergi

Aylar önce durum anlaşılmıştı: Amerika imparatorluğunun denetimindeki çeşitli basın yayın organlarında ‘cyber attack’ (siber saldırı) ‘cyber warfare’(siber savaş) başlıkları yeralmıştı. Ve giderek benzer haberlerle kulaklar doldurulmaya başlandı… Bill Clinton ve Bush’un anti terör danışmanı Richard Clark ‘Siber saldırı Amerika’yı 15 dakikada yokeder!’ başlığıyla gazetelerde yeraldı. Onu başkaları takipetti.. Amerika kendini ‘elektronik Pearl harbour’ a karşı korumalıydı!

2007’de Pentagon’un bilgisayar sistemi çökertilmemiş miydi! Şimdi de işte WİKİ LEAKS ortalığı karıştırmaktaydı… NATO, ABD, BATI siber saldırıyla karşı karşıyaydı. O zaman ÖNLEM almak lazımdı!

Psikolojik harp oyunu

Obama ‘Önlemler gözden geçirilsin!’ diye kükredi Açıklanan belgelerin önemli bölümü ‘hedef ülke’ Türkiye ve İran ile ilgiliydi… Süzgün bakışlarla Hilary Clinton, sızıntının doğruluğunu kabul etti…Davutoğlu’ndan belgelerde adı geçtiği için özür diledi… … Belgelerde, Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu için kullanılan sözcükler ‘özel’ seçilmişti. ‘Çaktırmadan’ temenna içermekteydi..Yüzde 90 ABD karşıtı bir milletin hoşuna gidecek karşıtlıkta bir dizi iltifat tekerlemeleri… ‘tehlikeli’ ‘çalışkan’ ‘despot olmayan’ ve benzeri… İki buçuk milyon belgeyi ‘ele geçirmiş’ olan tiyatrocu bir ailenin yaramaz oğlu Julien Assange, 4 yıldır gizli belgeler açıklıyor. Şimdi dünyayı sarsacağı söylenen bilgiler hakkında, Avrupa ve Amerika’nın göbeğinde beyanatlar veriyor.. Dünyayı yönetmeye soyunmuş küresel çete izliyor, izlemekle kalmıyor, New York Times gibi, Der Spiegel gibi, Guardian gibi CNN gibi FOX gibi küresel sermayenin en baba organlarında SIZINTIYI reklam ediyor!

Bu size garip gelmiyor mu? Dünyanın her hangi bir noktasında, ‘fazla’ ağzını açanı, derdest edip Guantanamo’ya kimbilir kaç yıllarca tıkıveren ‘intelligence’ (istihbarat) fareleri hangi delikteler ki! Assange bulunamıyor! Ama nette çarşaf çarşaf konuşmaları yayınlanıyor… Hillary süzgün, Obama sessiz ‘bilgileri’ teyid ediyor…


Kafa karıştırıcı bu durum, ama Julien Assange aklıma nedense bir anda Kanada’dan başında kipasıyla belirip, açıklamalarıyla bilmem kaç kişinin hayatını karartan, ve aynı hızla karanlık köşesine çekilen Ergenekon tanığı Tuncay Güney’i getiriyor!...

Siber dünyaya kelepçe’


NATO’nun yeni strateji belgesini nette bulabilirsiniz. Okuyun ve SİBER SAVAŞ bölümüne gelince durun. NATO ‘yeni stratejisi belgesinde’ ‘düşman’ olarak bir ülkeyi işaret etmedi. Ama ‘SİBER SAVAŞA’ hazırlandığını belirtti! Daha 1945’de 2. dünya savaşının hemen ertesinde Amerikan imparatorluğu, Ulusal Güvenlik Stratejisi için, ‘İDEOLOJİK TAARRUZUN , ATOM BOMBASI KADAR ETKİLİ OLDUĞUNU’ ifade etmişti. Bugün tüm dünyadaki basın yayın organları, gazeteler, televizyonlar, sinema sektörü Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi 5-6 ailenin elinde. Hemen hemen tüm dünya ülkelerinde aynı iğrenç yarışmalar, aynı evlilik programları, aynı gözetleme oyunları, aynı pornografik yayın, ve aynı tip diziler BEYİN UYUŞTURUYOR ve AYNI merkezden dünyaya yayılıyor. Tabii haberler de öyle… Amaç, tek tip haberle tek tipleştirilen bir dünya… Ama internet sınır ve sınırlama tanımıyor. Tüm önlemlere rağmen, çarpık bilginin yanında, DOĞRU bilgi de nette yerbuluyor. Ve yığınları özellikle de genç nüfusu dünyanın her yerinde etki altına alıyor…Örgütlenme ağları oluşuyor.. Küresel çeteye KARŞI bilgi akışı artıyor, muhalif bir internet ağı, diğerinin içinden filizleniyor! Çok daha önemlisi ulus devletler, kendi istihbarat ağlarıyla dezenformasyona karşı tedbirler geliştirebiliyor. İşte tehlike bu… Küresel efendiler bu gidişata da bir ‘DUR’ demeliler.. Ayrıca, dünyayı kalkan ve inen ağlarla örerken, siber dünyayı kontrol etmek zaruretindeler! Bunca ‘demokrasi’ vaveylası sürerken, siber dünyayı DENETLEMEK için gerekçe üretmeliydiler. Irak’a girmek için ‘kimyasal silah’ bahanesini bulan küresel sermaye, şimdi, siber dünyayı tamamen kontrol altına almak için WİKİLEAKS’i bahane edecekler.. … SİBER SAVAŞ’a karşı bilişim iletişim dünyasına vurulacak kelepçe, FÜZE KALKANI’yla ulus devletlere takılacak kelepçenin olmazsa olmaz şartı…

2013de total denetim!

Bakın 22 kasım 2010 da gazetelerde bir röportaj yeraldı: NATO Siber Savunma Birimi başkanı Süleyman Anıl adlı bir Türk vatandaşıydı. NATO’nun yeni stratejik konseptinden sözederken, çeşitli gizli servislerin siber saldırılarından yakınıyordu. Ve ‘yeni’ NATO’nun ‘ özellikle deniz yolları, enerji hatları ve sivil ağları koruyacağının’ altını çiziyordu. ‘Sivil bilgisayar ağlarının korunmasında büyük açık var" diyordu . ‘NATO'nun merkezi siber yönetim birimi Belçika'da. Bu ekip, siber güvenlikle ilgili saldırıları bilgisayar ağı üzerinden gözlüyor ve gerektiğinde müdahale ediyor. Örneğin İzmir veya Afganistan'daki soruna, oradakiler farkında olmasalar bile müdahale ediyoruz.’ diyordu… 2013’e kadar NATO ve üye ülkelerin bilişim güvenliğine karşı sistem içine alınacağını söylüyordu… Türkiye'nin yeni tehdit algılamasını kabul ettiğini, ‘siber tehdidin’ kanunlara yansıyacağından ve kuruluşların denetime alınacağından sözediyor… Türk Silahlı Kuvvetlerinde siber tehdide karşı NATO denetimli bir birim kurulduğunu bildiriyor!

Doğu’dan kopuk bir Türkiye!

Küresel sermaye, ve ordusu NATO, düşledikleri Dünya hakimiyeti için adımlar atıyorlar. Benzer taktikleri kullanıyorlar…. Önce bir ‘tehdit’ belirliyor ardından belirlediği ‘tehdidi’ yok ediyorlar. Bilgi kirliliği yayıyor, toplumları şekillendiriyor, o bilgilere inanılmasını sağlıyor sonra hedefi vuruyorlar. Türkiye içinde dönendiği deli gömleğinden sadece doğudaki komşu ülkelerle elele vererek çıkabilir. Irak işgal altında. Geriye Rusya, İran, Suriye ve Azerbaycan kalıyor.. Türkiye’nin bu ülkelerle arasının bozulması gerekiyor… Sızıntılar Azerbaycan ve İran ile Türkiye ilişkilerini ‘dinamitleyecek’ detaylar veriyor… Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış İlişkiler Müdürü Novruz Memmedov, daha ilk gün ‘belge’ adı altında ‘yalan haber’ servis edildiğini açıkladı. Ve çok önemli bir başka noktayı da vurguladı: ‘Kazakistan'ın başkenti Astana'da, 1-2 Aralıkta düzenlenecek olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) zirvesi öncesi belgelerin yayımlanması, uluslararası toplumda soru işaretleri oluşturma amaçlıdır!’

İşte bu nedenle, ekonomik ve psikolojik tetikçilerle karşılaşırız. Çok inandırıcı olabilirler.. Dikkatli ve en az onlar kadar akıllı olmak zorundayız! ABDli yetkililer Wikileaks’in sızıntılarının birçok asker ve sivilin yaşamını tehlikeye attığı gibi masum iddiaları tüm ekranlardan haykırırken, başta Assange olmak üzere sorumluların cezalandırılacağını ekliyorlar… Hayranlık uyandıracak kadar iyi bir senaryo… Tüm dünyayı aylarca konuşturacak kadar devasa bir dedikodu silsilesi, bir toz bulutu, bir uyutma uğultusu, çıplak gerçeği örten bir örtü! İçine serpiştirilmiş gerçek/doğru belge bilgi görseller inandırıcılık sağlıyor, ‘kavalcı’ arkasına takılan fareleri oyalarken senaryo hayata geçiyor! Son olarak, 4 yıldır çeşitli belgeleri kamuoyuna ‘sızdıran’ Assange’ın ödüllerini size hatırlatalım: Bu ödül vericiler, küresel çeteyle yakından ilişkili merkezler:

Julien Assange 2008’de Economist Index’in ödülünü aldı. 2009’da Uluslar arası af örgütü Assange’ı ödüllendirdi.. 2010’da ödül şampiyonu haline geldi. Vietnam savaşında üstün hizmet gösteren CIA ajanı Sam Adams adına verilen ‘İstihbarat Ödülü 2010’a layık görüldü. Ardından, İngiltere’nin New Statesman dergisinin ‘Dünyanın en etkileyici 50 kişi listesinde, 23. sırada yeraldı., Utne Reader dergisi ise Assange’ı ‘Dünyayı değiştiren 25 kişiden biri’ ilan etti. Bitmedi. 12 kasım 2010’da küresel efendilerin gözde dergisi Time magazin Julien Assange’ı "person of the year, 2010" (2010 Yılın adamı) seçti. Ve son olarak Pentagon’dan bilgi sızdırarak üne kavuşan emekli istihbaratçı ve eski Rand Corporation analisti Daniel Ellsberg, ‘Assange, gizlilik kurallarını altüst ederek aslında Amerikan demokrasisine hizmet ediyor!’ dedi. Ve ekledi: ‘Bu sızıntılar, milli çıkarlarımızı hiçbir şekilde etkilemezler!’

İyi geceler ve iyi sabahlar!’

Banu AVAR, 30 Kasım 2010
banuavar@superonline.com