Çernobil

Çernobil, Belarus sınırına yakın, Ukrayna'nın kuzeyinde Kiev iline bağlı şehir. 1986'da Çernobil reaktör kazası nedeni ile boşaltılmıştr.

varbak.com - Ölümün Adı: Çernobil
Ölümün Adı: Çernobil


1997'de Rusya'nın Mir Uzay İstasyonundan alınan Çernobil görüntüsü.


Ölümün Adı: Çernobil





Annya 1990, yılında Valentina ve Vachlav Pesenko’nun kızı olarak 1986 Çernobil felaketi yüzünden ciddi derecede kirlenmiş Zakopytye köyünde dünyaya geldi. Dört yaşında ortaya çıkan kanserli bir beyin tümörü Anya’nın çocukluğunu bitirip acı ve hastalık dolu bir hayata başlamasına neden oldu. Şimdi 19 yaşında ve yatağa bağlı olan Annya, hayatını hastanede yatıp çıkarak, tümör ve yaşam destekleri arasında geçirdi. Her gece her 15 dakikada bir, acıyı ve yatak yaralarını önlemek için yatağında çevrilmek zorunda.


Çernobil felaketinin üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına rağmen Annya ve anne-babası hergün, Çernobil’in onlara bıraktığı zalim mirasla savaşıyor. Radyasyonla kirlenen ve yaşanamaz hale gelen köyleri Zakopytye, yıllar önce yerle bir edilmiş ve yakılmış. Şu anda yaşadıkları Gomel bölgesi ise sosyal olarak gelişmemiş, burada iş bulmak çok zor.

Annya’nınki sadece bir tek gerçek hayat öyküsü. Ukrayna, Rusya, Belarus ve ötesinde, yüzbinlerce insan, 1986’nın sakin bir bahar akşamında meydana gelen nükleer bir felaket yüzünden normal bir hayat yaşama şanslarını kaybettiler. Daha binlerce öykü, binlerce sertifika var. Binlerce hayat sonsuza dek geri dönülemez biçimde yaralandı.

Nükleer enerji doğası gereği tehlikelidir. Bugün, çok şükür, aynı zamanda gereksiz de. Enerji ihtiyaçlarımız güvenli ve etkili yenilenebilir enerji teknolojileriyle karşılanabilir. O halde, neden pekçok politikacı, dünyanın bütün enerjisini karşılayabilecek güvenli ve sürdürülebilir enerji kaynakları dururken ona en az ihtiyacımız olan zamanda nükleer gücün satıcılığını yapmaya çalışıyor?

Ve neden Birleşmiş Milletler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) yoluyla, yayılmalarını durdurmak için görevlendirildiği atom bombalarına hammadde sağlayan nükleer teknolojiyi teşvik etmeye devam ediyor. Sizin vergilerinizle finanse edilen Ajans’ın görevi, nükleer sanayinin kârını mı arttırmaktır? UAEA’dan özel bir sanayinin kârlarına değil de, sadece Birleşmiş Milletler’in değer ve ilkelerine –barış, güvenlik ve insan hakları- odaklanmasını istemeye hakkımız yok mu?

Bir anlamda Annya ne yazık ki sadece bir rakam. Çernobil’in harap edici kötü etkilerini yaşayan yüzbinlerce insandan biri. Annya ve onun gibi binlerce çocuk için, sizin konuşmanız ve Nükleer'e HAYIR, Çernobil’lere HAYIR demeniz gerekir. Siz demezseniz, kim diyecek?

Avrupa Son 30 yılın En Büyük Felaketiyle Karşı Karşıya

Macaristan'daki bir fabrikadan yayılan toksik atık Avrupa'yı tehdit ediyor. Bu tür felaketler yaşanmaması için, Türkiye de dahil hükümetler, acilen "atık depolama alanları ne durumda, ne kadar emniyetli ve bu atıklar ne yapılıyor?" sorularına cevap vermeli.
Greenpeace Akdeniz, Macaristan'da bir aluminyum fabrikasının atık havuzundan sızan ve ağır metaller içeren "kızıl çamur"un Avrupa'da yayılması nedeniyle endişe duyuyor. Greenpeace, felaketin ardından, bölgeye bir ekip göndererek, toprak ve sudan örnekler aldı. Bu örnekler iki bağımsız laboratuvara gönderilerek incelendi.
Greenpeace'in aldığı ilk örneklerde çeşitli seviyelerde krom, civa ve arsenik bulundu. Bu tip ağır metallerin havaya, suya ve toprağa karışması tüm canlılar için çok ciddi tehlike oluşturuyor. Toksik maddelerin etkileri uzun yıllar devam ediyor.
Greenpeace'in yaptırdığı analizde şu değerler ortaya çıktı: 110 mg/kg arsenik, 1,3 mg/kg cıva ve 660 mg/kg krom. Kolontar'daki küçük bir kanaldan alınan suda yapılan incelemede, litre başına 0,25 miligram arsenik bulundu ki, bu içme suyu limitinin 25 kat üzerinde.
Zehirli madde içeren çamurun Tuna Nehri'ne karışmasının ardından konuyla ilgili Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı şunları söylüyor: "Avrupa'daki son 20 hatta, 30 yılın en büyük felaketlerinden biri yaşanıyor. Yetkililerin açıklamaları uzun yıllar bitiki örtüsünün bölgede varolmayacağı ve ekolojik hayatın yok olacağı yönünde. Bu konuda ciddi endişeler var. Aynı zamanda bundan ders alarak Türkiye ile ilgili hemen sorgulanması gereken noktalar var. Bu kırmızı çamurun (Aluminyum üretimi sonucu bir yan ürün olarak ortaya çıkıyor. Başka sanayilerde de kullanılabiliyor ama Macaristan'da sadece depolanıyor) ağır metal içerdiği bilindiği halde, Macar hükümeti kendi analiz sonuçlarını açıklamadığı için yoğunluğunu bilemiyorduk".
Çamurun Tuna Nehri'ne yayılmasını engellemek amacıyla setler çekmeye ve suyu nötralize etmeye çalışıyorlardı ama sadece PH seviyesini düşürebildiler, çamur Tuna'ya karıştı. Şu anda atık barajının duvarlarının tamamen çökme riski tespit edildi. Bu durumda en az 500,000 m3 çamur daha yayılabilir. Bu Tuna'nın zehirlenme riskini çok artıracak. Karadeniz'e ulaşma riski ve etkisini tahmin etmek güç ama elbette ki nehirdeki yaşama etkisi gibi büyük olmayacak.

Ağır metallerin etkisi de ağır

Söz konusu toksik maddeler ağır metal olduğu için canlı bünyesinde yağlı dokularda birikim yapıyor. Yüksek alkalinteye sahip sıvılarla temas, deride yanığa ve gözlerde ciddi hasarlara neden oluyor. Alkalinitesi yüksek sıvıları yutmak, hem yemek borusunun hem de iç organların ciddi olarak zarar görmesine sebep olur. Miktarı az da olsa çok da olsa, hem nehirde hem de ulaşırsa denizde, canlıların yapısında uzun vadede etkisi olacak.
Banu Dökmecibaşı, yapılması gerekenlerle ilgili olarak: "Greenpeace, Macar hükümetine bilgileri paylaşması, mağdurlara tazminat vermesi, şirket hakkında soruşturma yapması ve cezalandırması, acilen yayılımı durdurmak için gerekeni yapması için çağrı yapıyor. Bizim bakanlığımızın yaptığı gibi sadece 'bize birşey olmaz, merak etmeyin'' tarzı yaklaşım, yine Çernobil zamanlarını hatırlatmaktan başka işe yaramıyor" diyor.


Ya Türkiye?

Türkiye'de üretimde ne kadar güvenli bir depolama sisteminin olduğu sorgulanmalı. Benzeri felaketlerin yaşanmaması için hiçbir neden yok, üstelik Türkiye'de endüstri hakkında kamuoyuna bilgi sağlanması, saydamlık gibi konularda yaşanan sıkıntıları düşününce endişe duymamak elde değil. Türkiye'deki atık depolama alanları ne durumda, ne kadar emniyetli, ya da bu atıklar ne yapılıyor? Bir yandan da böyle bir senaryo ile başa çıkabilecek uzmanlar var mı? Bu konuda Bakanlıkların derhal bilgi sağlaması, değerlendirme yapması ve önlem alması şart.
Türkiye'de endüstrinin (sadece aluminyum üretim değil, tehlikeli atık çıkaran tüm sanayilerin) benzeri felaket senaryolarına karşı bir müdahele yeteneği ve uzman kadrosu olmadığından acilen bunların sorgulanmasının tam sırası.


'Çin İklim Değişikliği Konusunda Daha Fazla Söz Sahibi Olacak'

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birine sahip olan Çin’in iklim değişikliği konusunda giderek daha fazla söz sahibi olacağını düşünenlerin sayısı artıyor. Merkezi Paris’teki Uluslararası Enerji Dairesi Çin’in enerji tüketiminin son on yıl içinde ikiye katlandığını bildiriyor. Ülkede temiz enerji yatırımlarıysa geçen yıl iki kat arttı. Enerji uzmanları yeşil enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve karbon salımının azaltılması konusunda Çin’in özel bir yeri olacağı görüşünde.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi Başkanı Christiana Figueres

Çin geçen yıl 3 milyar ton kömür tüketti. Bu miktar Amerika’nın tüketiminden üç kat fazla. Ancak hızlı büyümeyi destekleyecek enerji tasarrufu sağlayan fabrika ve tesis inşasını hızlandırsa da Çin, Dünya Bankası’na göre dünyada en çok hava kirliliği olan ülke.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Başkanı Christiana Figueres, iklim değişikliği anlaşmalarında daha büyük rol oynayacağı konusunda Çin’e güveniyor. Figueres, “Ülkelerin temiz enerji yarışına katılmaya başladığına hiç şüphe yok. Çin de kendi halkının iyiliği için yeşil yarışta başı çekecektir.” diyor.Birleşmiş Milletler’in raporuna göre Çin dünyanın en büyük güneş paneli üreticisi olarak Batılı ülkeleri geçti. Çin, ayrıca geçen yıl dünyanın en büyük rüzgar türbini pazarı haline geldi. Çin’deki resmi kaynaklara göre ülkenin rüzgar üretimi kapasitesi 2005 yılından bu yana ikiye katlandı. Tianfeng Rüzgar Enerjisi Şirketi’nden Lu Feg’e göre, rüzgar enerjisi Çin’in enerji üretiminin sadece küçük bir parçası. Feg, ”Rüzgar enerjisi Xinjiand’daki toplam enerji kapasitemizin yüzde ikisini oluşturuyor. Bu oranın gelecekte artacağını düşünüyoruz. Henüz açıklanmayan beş yıllık kalkınma planını bekliyoruz. Önümüzdeki beş yıl içinde rüzgar enerjisinin daha da gelişeceğini umuyoruz.” diyor.
Çin, geçen yıl temiz enerjiye Amerika’nın yaptığı yatırımın iki katını yaptı. Buna rağmen Birleşmiş Milletler’den Figueres, Çin’de enerjisinin yüzde 70‘ini kömürden sağladığını söylüyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Başkanı Christiana Figuere, ”Yoksulluğun kökü geçmişin köhne teknolojilerine dayanarak kazınamaz. Yoksulluğa son vermek istiyorsanız geleceğin temiz ve yeni teknolojilerini kullanmanız gerekir.” diyor.
Uluslararası Enerji Dairesi’ne göre, bu yılın başında Çin, dünyanın en büyük enerji tüketicisi olarak Amerika’yı geçti. Ancak iklim değişikliği tartışmalarında topu yıllardır gelişmiş ülkelere atan Çin, raporu güvenilmez olarak niteleyerek tepki gösterdi.

Çin ve Amerika, tüm dünyada atmofere salınan ve küresel ısınmanın ana nedeni olarak tanımlanan karbondioksidin yüzde 40‘ından sorumlu.

Kurtuluş Savaşı Destanı

Kurtuluş Savaşı Destanı, ilk basımı 1965te yapılan Nâzım Hikmet Ran kitabıdır. 1968'de Kuvâyi Milliye adıyla yeniden basılmıştır. 2001 yılında kitabın yayın haklarını Yapı Kredi Yayınları'nın (YKY) almasıyla yeni ilk baskısı Ocak, 2002'de yapılmıştır. Önceki basımlardan farklı olarak, bu basımda Saat 21-22 Şiirleri (1965), Dört Hapisaneden (1966), ve Rubailer (1966) adlı kitapları da bu kitabın başlığı altında basılmıştır.
Kitaptaki bazı olaylar belgelere dayandırılarak yazılmıştır.
Kurtuluş Savaşı Destanı dokuz başlıktan oluşmaktadır.
  • Başlangıç
Onlar
  • Birinci Bap
Yıl 1918 - 1919 ve Karayılan Hikâyesi
  • İkinci Bap
Yıl Yine 1919 ve İstanbul'un Hâli ve Erzurum ve Sıvas Kongreleri ve Kambur Kerim'in Hikâyesi
  • Üçüncü Bap
Yıl 1920 ve Arhaveli İsmail'in Hikâyesi
  • Dördüncü Bap
Nurettin Eşfak'ın Bir Mektubu ve Bir Şiiri
  • Beşinci Bap
920'nin 16 Martı ve Manastırlı Hamdi Efendi ve Reşadiyeli Veli Oğlu Memet'in Hikâyesi
  • Altıncı Bap
Muharebeler ve Düşman Elinde Kalanlar ve Kartallı Kâzım'ın Hikâyesi
  • Yedinci Bap
922 Ağustos Ayı ve Kadınlarımız ve 6 Ağustos Emri ve Bir Âletle Bir İnsanın Hikayesi
  • Sekizinci Bap
26 Ağustos Gecesinde Saatlar İki Otuzdan Beş Otuza kadar ve İzmir Rıhtımından Akdeniz'e Bakan Nefer

8. Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali Başlıyor

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Festivali 28 Ekim-14 Kasım arasında düzenleyecek.

Devlet Tiyatrolarından yapılan yazılı açıklamada, kuruluş amaç ve ilkeleri doğrultusunda 60 yıldır ulusal tiyatronun gelişmesine öncülük eden Devlet Tiyatrolarının, kültürü ve onu oluşturan değerleri yaşatma, tanıtma görev ve sorumluluğuyla Türk tiyatrosunun ulusal üslubunu oluşturacak oyun yazarlarını desteklemeye devam ettiği belirtildi.

Bu kapsamda Diyarbakır'da düzenlenen ''Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali''nin önem kazandığına işaret edilen açıklamada, festivalde Orhan Asena'nın tiyatroya gönül veren dünya görüşünden hareketle, evrensel duyarlığı yakalamış usta Türk yazarların oyunlarının Diyarbakırlı sanatseverle buluştuğu bildirildi.

Diyarbakır'ın yetiştirdiği önemli kültür ve sanat insanları arasında oyun yazarı olarak farklı yere ve öneme sahip Orhan Asena'nın adını taşıyan festivalin, Asena'nın ölümünün 9. yılında ayrı bir önem taşıdığı vurgulanan açıklamada, ''Bu yıl Cumhuriyetimizin 87. yıl kutlamalarıyla başlayan festivalle, tiyatromuzun açılışının 22. yılını da kutlamış olacağız'' ifadesine yer verildi.
Açıklamada, Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun Orhan Asena Sahnesi'nde düzenlenen festivalde, Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun yanı sıra Ankara, İzmir, Van, Sivas, Adana, Trabzon ve İstanbul Devlet tiyatrolarının 10 değişik oyunla 19 temsil vereceği kaydedildi.

PROGRAM:
Festivalin ilk gününde, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu ''Ölümü Yaşamak'' adlı oyunu sahneleyecek.

Ankara Devlet Tiyatrosu 29 ve 30 Ekim'de ''Tek Kişilik Şehir'', Diyarbakır Devlet Tiyatrosu 31 Ekim ve 7 Kasımda ''Titil ile Bibil'', İzmir Devlet Tiyatrosu 1 Kasımda ''Yollarda'', Van Devlet Tiyatrosu 2 Kasımda ''Küçük Korsan'', 2 ve 3 Kasım'da ''Gayrı Resmi Hürrem'', Sivas Devlet Tiyatrosu 4-6 Kasım arasında ''Duvarların Ötesi'', Trabzon Devlet Tiyatrosu 8 ve 9 Kasım'da ''İstibdat Kumpanyası'', İstanbul Devlet Tiyatrosu 11-13 Kasım arasında ''Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk'', Diyarbakır Devlet Tiyatrosu da festivalin son günü olan 14 Kasım'da ''Yaşlı Palyaço'' adlı oyunu seyircisiyle buluşturacak.



2010 Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü Sahiplerini Buldu

“2010 Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü”nü Gonca Coşkun Ve Ömer Eryiğit Paylaştı 
Yaşama 2004 yılında 25 yaşında veda eden tiyatro oyuncusu Arda Kanpolat anısına ailesi tarafından verilen ödülü, oyuncular Gonca Coşkun ve Ömer Eryiğit paylaştı.
Akün Sahnesi'nde 8 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilen ödül törenine, Kanpolat ailesi, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürü Serhat Nalbantoğlu, seçici kurul üyeleri, çok sayıda sanatçı ve izleyici katıldı.
Prof. Dr. Sevda Şener, Prof. Dr. Ayşegül Yüksel, Doç. Lemi Bilgin, Akif Yeşilkaya, Prof. Dr. Ayfer Kanpolat ve Prof. Dr. Yücel Kanpolat’tan oluşan jüri adına törende konuşan Prof. Dr. Şener, ‘’Biz bu sahnede altı yıl önce Arda’yı Hamlet rolünde izlemiştik. Eminim ki o da bizi bir yerlerden izliyordur’’ dedi. Şener, Kanpolat ailesine Türk tiyatrosunun gelişimine katkılarından dolayı teşekkür etti.
Daha sonra Ankara Devlet Tiyatrosunun ‘’Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun’’ oyunundaki performansıyla Gonca Coşkun Prof. Dr. Yücel Kanpolat’tan; ‘’Suerte’’ adlı oyundaki yorumu ile Ömer Eryiğit Prof. Dr. Ayfer Kanpolat’tan, Kanpolat ailesi tarafından karşılanan 5 bin dolar karşılığındaki Türk lirası ile ‘’Arda Kanpolat oyunculuk belgesi’’ni aldı.
Törenin ardından Nazım Hikmet’in yazdığı, Nihat Asyalı’nın düzenlediği, Rüştü Asyalı’nın yönettiği ve Cem İdiz’le birlikte sunduğu ‘’Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaralarından Onbir Tablo’’ adlı oyun sahnelendi.

İlk kez 2006 yılında verilen “Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü”nü;
2006 yılında Mustafa Kayabaşı ve Burcu Güner,
2007 yılında Tuğçe Özbudak ve Mert Fırat,
2008 yılında Özge Günay,
2009 yılında Sefa Tantoğlu ve Berk Yaygın kazanmıştı.
Ödül, doğru bir sanat kültürü oluşturmayı, toplum yaşamının getirdiği sorumlulukları paylaşmayı, bireysel duyarlılıkları geliştirmeyi amaçlarken genç tiyatro sanatçılarını desteklemeyi ve oyunculuk alanında özendirici etki yaratmayı hedefliyor. 



Devlet Tiyatroları İnternet Sitesinden Alınmıştır.

Levent Yüksel - Aşk Mümkün Müdür Hâlâ | 2010



Levent Yüksel 4 yıllık suskunluğunu bozuyor. “Sıfır km” albümünden sonra sıra solo şarkılarda…
2006 yılında çıkardığı “Kadın Şarkıları” adlı albümünün ardından uzun süre sessiz kalan Levent Yüksel, “şk Mümkün Müdür Hâlâ” diyor!