Sokak Çocuklarının İşlediği Suçlar / Esra Savga

   Çocuklar anne ve babalarının gözetimi altında yetiştirilir.eğer ana ve baba yoksa vesayet altına alınarak çocuğun en iyi şekilde yetiştirilmesi amaçlanır.bu şekilde çocuk eğitim sağlık gibi temel ihtiyaçları karşılanarak yetiştirilir.ancak bazı çocuklar için vesayet ve velayet kurumları yetersiz kaldığından çocuk sokaklarda büyümek zorunda kalır.anne babası olsa bile kardeş sayısının fazla olması, yeterince ilgi gösterilmemesi ve maddi durumun kötü olması gibi nedenlerden dolayı çocuk evden kaçar.sokaklarda büyüyen çocuk en temel ihtiyacı olan eğitim sağlık gibi haklarından mahrum kalır.bu şekilde sevgisiz ve eğitimsiz yetişen çocuklar suça sürüklenerek hayatlarını idame ettirirler.özellikle sokak çocuklarının işledikleri suçların başında adam yaralama ve hırsızlık suçu gelmektedir.sokak çocukları konusunda TBMM Araştırma Komisyonu raporuna göre büyük oranda yoksulluk, aile içi şiddet, cinsel istismar ve ailenin bakabileceğinden daha fazla çocuk sahibi olması gibi etkenler sokak ,çocuklarının sayısının artmasına sebep olur.sokaklara düşen çocuklar tiner, bali, esrar, sigara, uyuşturucu madde kullanma, adam yaralama, dilencilik ve hırsızlık gibi hem kendilerine zarar veren hem de çevreye zarar veren yollara başvururlar. Bu şekilde sokaklarda biriken çocuklar sokak çocukları alt kültürünün oluşmasına neden olurlar. Bu sokak çocukları sokaklarda işledikleri suçların hem aktörü hem de mağduru olurlar. Bu kötü çevrede yetişen çocukların hem yaşam koşulları hem de psikolojileri bozuk olur. Özellikle bu çocuklar sevgi kavramından uzak olarak daha küçük yaşlarda hayat kavgasına atılıp hayatta kalmanın mücadelesini verirler. Dolayısıyla her yönden eksik olarak yetişip daha küçük yaşlarda suç kavramıyla tanışırlar. Yaptıkları hırsızlık veya adam yaralamalarla aldıkları paralarla hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. Çocuk hem evde hem de sokaklarda şiddet içinde büyür. Onlar için şiddet hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Evde büyüyen çocuklar babaları ya da ailenin diğer fertleri tarafından şiddete maruz kalırlar. Sokakta büyüyen çocuklar ise çetenin başında olan veya çetenin diğer elemanları tarafından şiddete maruz kalırlar. Bu da çocukların ileride şiddet uygulamasına neden olmaktadır. Oysa çocuk şiddete maruz kalmamalı, kalma ihtimali bulunan durumlarda korunması için müdahale edilmesi yasal bir zorunluluktur. Sokakta yaşayan çocuklarda, mülkiyet kavramı da gelişmemiştir. Çünkü bunlar her şeyi alabilme haklarının olduğuna inanırlar. Aslında başta aileleri tarafından dışlanan daha sonra da toplum tarafından dışlanan bir nevi toplumdan öc alma aracılığıyla da hırsızlık yoluna başvururlar. Yine yaptıkları bu hırsızlık sonucu az ceza almaları diğer sokak çocuklarını da cesaretlendirir. Bu şekilde hırsızlık kavramı sokak çocukları arasında en çok işlenen suç haline gelir. Çocuklar işledikleri suçlarla ilgili özel hüküm ve yargılamaya tabidirler. Çocuk mahkemeleri, çocuk hakimleri ve savcıları tarafından yargılanırlar. Gerektiğinde bireysel özelliklerini ve yaşadığı çevreyi de gösteren bir rapor da hazırlanması istenir. Bu rapor incelenerek çocuğun suçun hukuki anlam ve sonuçlarını bilip bilmediğine bakılıp ona göre cezalandırılır. Sokak çocukları ülkemizin de bir sorunu olup bu sorunun çözülmesi için 114 milletvekilinin verdiği bir önergeyle TBMM çocukları sokağa düşüren nedenlerle sokak çocuklarının sorunlarının araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmuştur. Ülkemizde sokak çocuklarının sayısının en yoğun olduğu şehirler ise İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Bursa ve Mersin’dir. Sokak çocukları sorunu sadece devletin değil hepimizin en büyük sorunlarından biridir. Çünkü bu eğitimsiz,  sağlıksız ve en önemlisi sevgisiz çocuklar ileride ülkemizin bırakılacağı kişiler olacaktır. Bu sebeple hep beraber çocuklarımıza sahip çıkıp onların eğitilmesine ve sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesine katkıda bulunmalıyız. Sevgi ve saygı çerçevesinde yetiştireceğimiz çocuklar ancak istediğimiz nesil olabilir.

Bir Delinin Günlüğünden / Cemil Taşkıran


            Oturduğum yerde yatark yazıyorum. Bir elimle burnumu karıştırıyorum diğer elimle de yaılar yazıyorum. Hatta yazıyı yazmak için düşünüyorum. Etrafımda iki et yığını ranzanın üstünde yatıyor. Bellidir ki çok yorulmuşlar. Bugün üniversite de yine bir dişinin vücudunu teşhis ettim elde ettiğim analizlere göre vücudundaki açık sahalar tahrik olmaya daha açık bir seviyededir. Yolda bir psikopata kafa atmak istedi ve ağzının ortasına iki tane vurdum. Demek ki insan hayalinde her türlü maskaralığı yaparmış. Bu hayaller olmasa acaba bazı dileklerimizi nasıl gerçekleştirebiliriz? Gece olunca canım sıkılır, oturduğum yer sanki hapishane. Acaba diyorum da bşrkaç cin veya melek gelse de öbür taraflar hakkında sohbet etsek nasıl olur?
            Saat gece 2'ydi. Kapıma bir tik tak vuruldu. İçeriye bir öküz girdi yanında da bir inek adamla ot arıyorlardı. Ah ulan aslında sizden iyi bir kebap çıkar; ama şimdi yurdu kokuya bulandırmayalım. Dün lavaboda senfoni havasında esen bazı  seslere eşlik ettim. Aslında o esnada tam, bir kızın beni sevdiğini hayal ediyordum lakin çıkan sesler romantizmin dengelerini ve temellerini sarstı. Edebiyatta zaten olması gereken de realizmdir. Gerçekten bunu lavaboda yurttaşlarım gayet sesli bir şekilde bana aktardılar. O kızı ben nasıl severim ki?
            Uykum geliyor; ama bir türlü uyuyamıyorum. Çok çelişkili bir durumdu. Çünkü gece güzeldi. Ne yazdığımı ben de bilmiyorum Bakalım belki içinden akıllı bir şey çıkar. Şimdi bir lahmacun, ayran, salata üçlemesi olsaydı hayatım üçkenar gibi güzel olurdu. Yazdıkça acıkıyorum acıktıkça salyalarım kağıtlara dökülüyor salyangoz gibi. Geceleri yaşamak güzel ve de masrafsız. Her şeyle muhattap olabilirsin. Dışardan köpek ulumaları içerde ise insan hurlamaları gelir. İkisi arasında denge kurmaya çalışırsın.
            Güzel kağıt ve kalem. Sen sevgilisin sen derde devasın.  Sen olmasan derdimi kime anlatırım içimi kime dökerim? Beni anlayan ancak elimdeki kalem ve içimdeki duyguyu içine alan kalem! İçeriye biri girdi yazdıklarımı okumasın.

Nükleer Güç! / Veysel Tunç


Her gece yatmadan önce muhakkak bir şeyler düşünüp dururuz. Kimimiz hayatın güzelliklerini, aşkı, nefreti bir senaryo şeklinde tasarlayıp filme aktarırken, kaç kişi bu senaryoya nükleer gücü katmıştır acaba? Bir düşünün savaşın hüküm sürdüğü bir ülkede her şeye rağmen direnen iki aşığın, bir anda o şehre atılan bir nükleer bomba ile yok oluşları… Ya da bir nükleer deneme sonucunda yanan bir ormanın feryadı… Ne acı verici bir senaryo olurdu değil mi?
Bugün dünya; terör, küresel ısınma, susuzluk gibi sorunlara çözüm ararken şimdi ise nükleer güç sorunu ile karşı karşıyayız. Daha düne kadar ABD’nin askeri teknolojisinden yararlanan ülkelerden biri olan Güney Kore, bir anda Nükleer Güç olduğunu açıklaması dünyayı şaşırttı. Çünkü nükleer tartışmalarda adı geçmeyen bir ülkeydi Güney Kore. Bu ülkeler neyin peşinde anlamak zor. Bir İsrail zaten büyük bir tehditken ikinci bir İsrail’e ne gerek vardı. Oysa Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombası, Halepçe Katliamı ve Çernobil Faciası’ndan bu ülkelerin bir ders çıkarması gerekirdi. Unutulmamalıdır ki nükleer güç sahibi ülkelerin arasında nükleer güç kavgasının çıkması da olası bir durumdur. Bir gece de bu tür acı ve hunharca olayları düşünmeden güzel bir uyku geçirmek istiyorum demekle de olmuyor. Bu tür felaket habercisi olaylara karşı susmamamız gerekiyor. Biz savaşın olmadığı sonu mutlu biten bir film düşlemek istiyoruz.

NÜKLEER VE SAĞLIK TERİMLERİNDEKİ ZITLIK

Nükleer enerjinin hiçbir faydasının olmadığının başka bir göstergesi de sağlıktır. Nükleer maddeler insan sağlığı için açık bir tehdit olmakla birlikte neslin devamında genetik bozuklukların oluşmasına da ortam hazırlıyor.
Reaktörler olarak bilinen nükleer enerjik maddeler ve nükleer bombalar ölümcül fisyon ürünlerinin bırakılmasına yol açar. Bu fisyon ürünler insanların genetik yapılarına yerleşince genlerinde yer değiştirmelere ve parçalanmalara yol açarak mutasyon dediğimiz olayı gerçekleştirir. Mutasyon sonucu oluşan bu bozuk genler nesilden nes,le aktarılabilme riski taşır ve yeni doğan bireylerde fiziksel bozukluklar ortaya çıkararak tedavileri namümkün hastalıklar doğurur. Bir düşünün kolu bacağı olmayan ya da normalinden fazla parmaklara sahip bir bebek… Bugün hala Çernobil faciasından etkilenmiş insanları görüyoruz, kolları ve bacakları olmayan… Empati kurulduğu zaman nükleer gücün çirkin yüzünü daha iyi görebiliyoruz. Sağlıklı bir yaşam ve bir çocuğun tertemiz kalbi gibi bir dünya ümidiyle…

Greenpeace'ten Derlenen Nükleer Dosyası (Pdf)

Emre Aydın - Kağıt Evler 2010

Emre Aydın - Kağıt Evler 2010


1 - Bu Yağmurlar
2- Alıştım Susumaya
3- Hoşçakal
4- Tam Dört Yıl Olmuş Dün
5- Duymak İstiyorum
6- Ayrı Ayrı
7- Kimse Olmadı Senin Gibi
8- Geniş Zamanlar Yok
9- Son Defa
10- Kağıt Evler

Albümü dinlemek için tıklayın:
http://kavun.mynet.com/#Emre-Aydin-Bu-Yagmurlar|album/594928;7782

Albümün ilk video klibi "Bu Yağmurlar"ı izlemek için tıklayın:
http://apopulervideo.blogspot.com/2010/04/emre-aydn-bu-yagmurlar.html

Emre Aydın | 2003 - 2010

Biyografi
 
İköğrenimini Isparta Mustafa Şener İlköğretim Okulunda gördü.Liseyi Antalya Anadolu Lisesi'nde bitirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde eğitim gördü. 2002 yılında SingYourSong beste yarışmasında 6.Cadde isimli grubuyla Türkiye birincisi oldu. 5 Nisan 2003 tarihinde solistliğini ve şarkı yazarlığını üstlendiği grubu 6.Cadde`yle ilk ve tek albümlerini yayınladı.
Aynı yıl gruptan ayrıldı.
BMG/GRGDN tarafından yayınlandı. İlk klip albüme de adını veren "Afili Yalnızlık" şarkısına Yon Thomas tarafından çekildi. Klipte Emre Aydın yerine ünlü oyuncu Aynı dönem internet üzerinden yayınladığı "Belki Bir Gün Özlersin" isimli şarkısıyla özellikle genç kesim tarafından tanındı. Solo kariyerinin ilk çalışması olan "Afili Yalnızlık" albümü 10 Ekim 2006'da Sony MusicŞebnem Dönmez rol aldı. Ardından; "Kim dokunduysa sana ona git", "Git", "Belki bir gün özlersin" , "Bu Kez Anladım" ve son olarak "Dayan Yalnızlığım" şarkılarına klip geldi.
Sanatçı en iyi çıkış, en iyi albüm, en iyi yorumcu gibi birçok dalda ödül kazandı. Gripin'in albümünde yer alan ve Emre Aydın'ın da eşlik ettiği "Sensiz İstanbul'a Düşmanım" parçası 11. İstanbul FM Altın Ödülleri töreninde En iyi şarkı, beste ve söz ödülünü almıştı.Ayrıca Emre Aydın MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2008 'da Dima Bilan, Leona Lewis gibi sanatçıları alt sıralarda bırakarak 1. oldu.Emre; ikinci konsept albümünün temasını efkar olarak isimlendirdi.

Diskografi

01- 6. Cadde | 2003


1.Sabuha
2.Yine de sen
3.Git
4.Çığlık Çığlığa
5.Koyver Gitsin
6.Dönersen
7.Kör Talih
8.Rüyamdaki Aptal Kadın
9.Geçen Cuma
10.Çalma açmam kapıyı
11.Sen ve ben
12.Sabuha 2
13.Dönersen (Akustik)

02- Afilli Yalnızlık | 2006

 

1.Afili Yalnızlık
2.Git
3.Hareket Vakti
4.Ve Gülümse Şimdi (Bebeğim)
5.Bu Kez Anladım
6.Kim Dokunduysa Sana Ona Git
7.Belki Bir Gün Özlersin
8.Kalan Sağlar Senin Olsun
9.Unut Gittiğin Bir Yerde
10.Dayan Yalnızlığım

 03- Kağıt Evler | 2010
 

1 - Bu Yağmurlar
2- Alıştım Susumaya
3- Hoşçakal
4- Tam Dört Yıl Olmuş Dün
5- Duymak İstiyorum
6- Ayrı Ayrı
7- Kimse Olmadı Senin Gibi
8- Geniş Zamanlar Yok
9- Son Defa
10- Kağıt Evler

Yeniler ve Yenilikler / Editör

Merhaba;
Bundan birkaç ay önce dergiyi kurduğumuzda ne yapacağımızı, nasıl bir yol izleyeceğimizi bilmiyorduk. Hal böyle olunca sorunlar hep yanıbaşımızda oldu. Ancak ilerledikçe bazı şeyler öğrendik, bildiklerimizi yeni bilgilerle pekiştirdik, deneyimler kazandık... Bugün geldiğimiz noktada artık akacağımız yatağı görüyoruz ve o yatağa doğru ilerliyoruz. Gördük ve ileriliyoruz dedim; çünkü tecrübesizliğimiz ve iyi niyetimizden dolayı görme ve ilerlemenoktasındayız.Size derginin ilk aylarını anlatmak istiyorum böylece daha iyi anlaşılacağımı düşünüyorum.
"Kesinlikle siyasi bir dergi olmayacak." diye karar vermiştik. Ancak günümüz şartlarında bu kararı uygulamak direnme istiyor. Hayır, dışarıya değil kendinize direnmekten söz ediyorum. İnsan olmanın getirdiği özellikle bir dünya görüşüne sahip oluyorsunuz. Bu görüşün içine ister istemez siyasi düşünce de giriyor. Duyarlıysanız ve yazmak gibi bir derfiniz de varsa bunları dışlayamıyorsunuz. Kaleme direniyorsunuz; ama o sizi dinleyip ille de yazacağım diyor. Buna bir de sosyal bilimci ünvanınız da eklenince nu direnmenin bir kalkanı doğal olarak düşüyor. Bu yüzden dergiyi kurarken aldığımız “siyasi yazı yok.” Kararını bir şekilde deldik. Ama hem yazar hem okuyucularımızdan aldığımız “ne oluyor, dergi nereye gidiyor, hani siyasi olmayacaktı?” gibi eleştirilerden dolayı çoğumuzu rahatsız eden bu gidişata müdahale ettik. Yukarda da ifade ettiğim gibi dergide yayınlanan siyasi yazıların bir suçlusu buna sessiz kalmak istemeyen kalemlerimiz değil; gerek ülkemizdeki gerek dünyadaki kötü gidiş karşısında olayları daha da kötüleştirenlerdir. Kalemlerimizin gayesi bu dünyayı daha yaşanılabilir kılmaktır. Bizler bundan sonra da kalemlerimize direnmeyeceğiz; ama malum konudaki yazıların dergide yayınlanmasına azami ölçüde dikkat edeceğiz. Bu tür yazılar, yazarlarımızın kişisel bloglarında yayınlanacak okuyucularımız isterlerse ilgili blogdan takip edebilecek.
            Söylemeden geçemeyeceğim; alınan bu kararı henüz dergide yayınlanmadan başka taraflara çekmek isteyenler oldu bundan sonra da olacağını biliyoruz. Ancak şu unutulmamalıdır: “apopüler dergi; vatanına, milletine, devletine bağlı ve gerektiğinde bu kutsal varlıkları korumak için harekete geçecek bir duyarlılıktadır. Bunun aksini iddia etmek, dergiyi ve yazarlarını bu kutsal varlıkların karşısında göstermek çirkin bir iftiradan öteye geçemeyecektir.”
            Uzun ve sıkıntılı bir paragraftan sonra kendimizle ilgili güzel haberler vermek istiyorum. Bu ay aramıza 2 yeni yazar katıldı. Esra Savga ve Elif Soykan.
            Hukuk öğrencisi olan Esra arkadaşımız 5. sayıdan beri fiilen aramızdaydı; ancak sürekli yazma teklifimizi kabul etti ve artık resmen aramızda. Yeri gelmişken Esra Savga’ya teklifimizi ileten, gecenin bu saatinde onu anlatacak bir kelime bulamadığım, bana katlanabilme yeteneğine sahip ender kişilerden Leyla’ya huzurunuzda tekrar teşekkür ediyorum.
            İkinci arkadaşımız ise hoş bir tesadüfle tanıştığım, kısacık bir zaman içinde yüreğinden taşan sevgiyi hissettiren, insanın konuştukça konuşası gelen, konuştukça kâh mutlu eden kâh hüzünlendiren Elif Soykan. Kendisi gazetecilik okuyor. Tiyatro oyuncusu olması da bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Bu mutluluğumuzun nedenini bir sonraki paragrafta söyleyeceğim. Esra Savga ve Elif Soykan’a buradan tekrar hoş geldiniz diyorum.
            Diğer bir konu ise değişiklikler ve bu ay açtığımız yeni bölüm. Daha önce de düşündüğümüz; ancak Elif arkadaşımızın da aramıza katılmasıyla ivme kazanan “Tiyatro” bölümünü açmanın mutluluğu var. Bu bölümde; oyun eleştirileri, röportajlara, tiyatronun duayenleri, ve tiyatro dünyasından haberlere yer vermeye çalışacağız.
            fark ettiğiniz gibi derginin ara yüzünü değiştirdik. Yeni ara yüzün eskisine nazaran daha kullanışlı olduğuna inanıyoruz. Yazarlara, yazı arşivimize, duyurulara ve yeniliklere daha kolay ulaşacak ve beğendiğiniz yazı, fotoğraf, ve video gibi içerikleri sosyal ağlar aracılığıyla paylaşabileceksiniz.
            Özetle; zaten siyasi bir kimliğe sahip olmayan dergi bu konuları mümkün olduğunca dışlamaya karar verdi, yeni ara yüzümüz sayesinde dergiyi daha rahat takip edebileceksiniz. Aramıza 2 yazarın daha katılmasıyla yazar sayımız 9, ulaştığımız üniversite sayısı (Fırat, İnönü, Alparslan, Erzincan ve Marmara üniversiteleri) 5’e çıktı. Bu sayıların artması için eskisinden daha çok çabalıyoruz.
            Kısalttıkça kısalttım; ama yine uzun bir yazı oldu galiba. Söyleyecek çok şey olunca böyle oluyormuş. Biriktirmemek lazımmış…
Sevgiyle kalın.
Murat Mutlu

Bir Seri Katil Nasıl Yetiştirililir? / Elif Soykan

Seri katil kime denir? Birbiri ardına, aynı yöntemi kullanarak, en az üç kişiyi öldürmüş kişi, seri katil olarak adlandırılıyor. Aynı zamanda yakalanana kadar öldürmeyi sürdürmesi de kişinin seri katil olarak adlandırılması için gerekli. -Seri katillerin ortak geçmişleri- Peki insan neden öldürür, öldürmek ona nasıl bir haz verir?Seri katil olmasında geçmişinin etkisi var mıdır? Öldürürken neler hisseder ve kurbanına ne hissettirmek ister? Bu sorulara cevap aramadan önce; iki Amerikalı yazar Harold Schecter ve Daved Everitt in ortak çalışması olan Seri Katiller Ansiklopedisi'nin seri katillerin ortak özellikleri konusunda vardığı çıkarımlara göz atmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
 Seri katillerin tamamı olmasa da genelinin beyaz ve zeki erkeklerden oluştuğuna değinen kitap,seri katillerin geçmiş ortaklığına,aile yaşantılarına ve anne-baba profillerine de dikkat çekiyor.Kitaba göre;seri katiller,dengesiz ailelerden geliyor.Tipik olarak babaları onları küçükken terketmiş ve otoriter anne tarafından büyütülmüşler.Ailelerinin geçmişinde suçlular,psikolojik sorunları olanlar ve alkol-madde bağımlıları var.Babalarından ve annelerinden nefret ediyorlar.Çocukluklarında fiziksel,psikolojik ve cinsel tacize maruz kalmışlar.Birçoğu çocukluğunu bazı devlet kurumlarında geçirmis ve erken yaşlarda psikiyatrik sorunlar göstermeye başlamışlar. Genel olarak bakıldığında seri katillerin pekte iyi bir çocukluk geçirmediği,aile sıcaklığı ve anne-baba sevgisinden yoksun büyüdüğü açığa çıkmış oluyor.Zaten tarihte en kanlı ve çoktan toprakla bütünleşmiş olmalarına rağmen anıldıklarında hala korku salan katillerin geçmişlerine bakıldığında Schecter ve Everitt ikilisinın haksız olmadığı anlaşılıyor. Dokuz kadının ölümüne neden olan Charles Manson un çocukluğunda amcası tarafından okula etekle yollanması ve sürekli olarak -Bir gün sen de erkek olmayı ve kavga etmeyi ögreneceksin!-diyerek alay etmesi,kendisine kurban olarak genelde çocukları seçen Albert Fish in beş yaşındayken yetimhaneye verilmesi ve orada geçirdiği iki yıl,Gainesville Canavarı olarak bilinen Danny Rolling in kavganın eksik olmadığı bir evde büyümesi ve en dehşet verici katillerden,Painfied Hortlağı olarak bilinen Eddie Gein in,mutaassıp ve hükmedici bir anne tarafından büyütülmesi akla gelen ilk örnekler.

Geçmişin İntikamı
Albert De Salvo
Peki,geçmişleri onları öldürmeye nasıl sürüklüyor,öldürmek onları ne konuda tatmin ediyor?Genelde çocukluk ve ilk gençlik yıllarında ezilmiş,hor görülmüş olan,ağır baskı ve otoriteyle korkutulup içine kapanmalarına neden olunan bu insanlas öldürerek kendilerini yine kendilerine ispatlamaya çalışıyorlar.Kurbanlarını üzerlerinde rahatlıkla şiddet uygulabilecekleri,istediklerini yaptırıp cinsel,fiziksel,psikolojik anlamda hükmedebilecekleri kişilerden seçmeleri de bu sebepten kaynaklanıyor.Geçmiste ezilen,değer ve sevgi görmeyen seri katiller geçmişin intikamını hıç tanımadikları,kendilerinden güçsüz ve savunmasız kişilerden alıyorlar.Onları en çok tmin unsur ise;bir insanın ölmesi veya yaşaması kararının kendilerinin elinde olması.Bu da -Tanrı Sendromu-olarak adlandırılıyor ve seri katillere büyük bir haz veriyor.Kurbanının canının acıdığını hissetmesi,kurbanın yaşadııı dehşet ve korku,hatta kurbanlarının acınacak durumdaki bir bakışı bile onları tarifi imkansız bir şekilde tatmin edebiliyor.

Sonuç Yerine
Seri katıl tanımından yola çıkarak,seri katillerin ortak özelliklerine,geçmişlerine ve geçmişlerinin seri katilliklerine etkisine değindik.Her ne kadar bilimsel bir deneme iddasında olmasam da bir kaç psikyatr görüşünden de yararlandım.Yazıyı okuyan herkesin bir seri katil yetiştirmek konusunda az çok fikir sahibi olduğuna inanıyorum.Ve şu sonuca varmak gerektiğini düşünüyorum.Sevgisiz,soğuk,şiddet ve kavganın bulunduğu bir ortamda yetişen bir çocuk belki bir seri katil olmayacaktır ama seri katillerin düşünce ve ruh dünyasından mutlaka izler taşıyacaktır.
Elif Soykan