Nutuk (Gençler İçin Fotoğraflarla) / M. K. ATATÜRK

Ulu Önderin kaleminden “Gençler İçin Fotoğraflarla Nutuk”

"1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun'a çıktım”
Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs’ta Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkışıyla başlattığı Milli Mücadele tarihinin en güvenilir kaynağı ve güncelliğini her dönem koruyan Nutuk, İş Bankası Kültür Yayınları’nın titiz çalışmasıyla okurla buluşuyor.
İş Bankası Kültür Yayınları, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 – 27 Ekim 1927 tarihleri arasında yaptığı 36 saat 33 dakika süren ve toplumun her kesimine yönelik çok değerli mesajlar içeren tarihi metnini, genç kuşaklara aktarmayı hedefleyen bir çalışmaya imza attı.
Aydınlık bir geleceğe erişmekte Ulu Önderin mesajlarını özümsemenin önemine işaret eden “Gençler İçin Fotoğraflarla Nutuk”, o dönemdeki dilin günümüz ilk ve ortaöğretim öğrencileri tarafından rahatça anlaşılabilmesi için metnin özüne sadık kalınarak sadeleştirildi.
Nutuk’u, Yüce Türk Milletini emanet ettiği Türk Gençliği’ne hitaben yazdığı “Gençliğe Hitabe” ile sonlandırması Atatürk’ün gençliğe verdiği önemi yansıtması bakımından büyük anlam taşıyor.
Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ni ölümsüz önderinin ağzından öğretmesi ve yüksek bir insan toplumu haline gelebilmenin yol ve yöntemlerini gösteren bu değerli çalışma için İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Genelkurmay ATASE Başkanlığı ve İş Bankası Müzesi’nin katkılarını sağladı.
Özenle sadeleştirilen metin, Genelkurmay ATASE Başkanlığı’nın arşivinden, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü arşivinden ve Türkiye İş Bankası Müzesi’nin arşivinden seçilen fotoğraflarla zenginleştirildi.
Üniversitelerde ders kitabı olarak da okutulan Nutuk, her yaştan insanın ömründe en az bir kere okuması gereken değerli bir eser...



GENÇLER İÇİN FOTOĞRAFLARLA NUTUK
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Yayına hazırlayanlar: Sabahattin Özel, Erol Sadi Erdinç
Günümüz Türkçesine aktaranlar: Pınar Güven, Nur Özmel Akın
İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2010
616 sayfa, 10 TL

Haliç'te Yaşayan Simonlar / Hanefi Avcı

Emniyet Teşkilatının efsanevi ismi, Susurluk sürecinde cesur duruşuyla gerçek bir kanun adamı tavrı gösteren Hanefi Avcı yine doğru bildiklerini söylemeye devam ediyor. Ucunun kime dokunduğuna bakmadan, yalnızca ülkesine karşı vicdani sorumluluğunu yerine getirmek için son dönemde yaşananların iç yüzünü kamuoyuna açıklıyor.

Kitap iki bölümden oluşuyor. Devlet başlıklı ilk bölümde, yıllarca devlete hizmet etmiş bir güvenlik görevlisi olarak geçirdiği fikirsel dönüşümü, bu dönüşüme neden olan olayları okurlarla paylaşıyor. Bu fikirsel dönüşümün sonucunda Avcı artık, uzun yıllar mücadele ettiği, sisteme muhalif grupların demokratik ve sağlıklı bir sistemin olmazsa olmazı olduğuna, farklı fikir ve düşüncelerin topluma zarar değil, ancak bir zenginlik katacağına, güvenlik sorununa indirgenen Kürt sorununun ancak demokratik hak ve özgürlükler alanının genişletilerek siyasi yollarla çözümlenebileceğine ve ordunun batılı ülkelerde olduğu gibi siyasetin dışında kalarak güçlü bir ordu olabileceğine inandığını açık yüreklilikle ifade ediyor. Avcı, bu kitabı yazmaktaki önemli amaçlarından birinin, böyle köklü bir değişim yaşamasına neden olan mesleki tecrübelerini aktararak, çok geniş bir kriminal yelpazede çalışmış olmanın verdiği donanımla kendinden sonra geleceklere yol göstermek olduğunu belirtiyor.

Cemaat başlıklı ikinci bölümde ise Avcı devletin çeşitli kurumlarına nüfuz etmiş cemaat yapısının son zamanlarda meydana gelen olaylardaki (özel yetkili mahkemelerin sürdürdüğü tahkikatlardan, telefon dinlemelerine, vs.) rolünü ortaya koyuyor. Cemaatin polis, ordu, MİT, jandarma, yargı ve diğer devlet kurumları içerisinde ayrı bir hiyerarşik örgütleme kurarak ve bu teşkilatların sistemlerini bozarak çalışmalarını engellediğinden, üstüne üstlük bu teşkilatların personeli arasında ayrım, güvensizlik ve düşmanlık yaratarak kurumları içerden ve tamir olunmaz biçimde yaraladığından bahsediyor. Bugün özellikle özel yetkili mahkemelerce yürütülen tahkikatların, arka planda cemaatin talimatı ile Emniyet İstihbarat Şubesindeki unsurları ve cemaate bağlı savcılar desteği ve zorlaması ile yürütüldüğüne, yürütülürken hukuksuz işlemlerin yapıldığına dair ciddi emareler olduğunu iddia ediyor. Tüm bu iddialarını, delilleriyle sağlam bir zemin üzerine inşa ediyor.

Avcı kitabın başlığında iki metafor kullanıyor; bunların devlet görevlilerinin, belli bir ideoloji etrafında örgütlenmiş grupların ve genel anlamda toplumun zihniyetini tanımlayabilmek için ne kadar isabetli bir biçimde seçilmiş olduğunu kitabı okuyup bitirdiğinizde anlayacaksınız. Görünen değil, perde arkasındaki gerçekleri merak ediyorsanız Emniyet teşkilatının güvenilir ve öncü ismi Hanefi Avcı'nın dürüst ve cesur sesine kulak verin!

Hanefi Avcı, meslek hayatına 1976 yılında Mut ilçe Emniyet Komiserliği görevi ile başladı. Daha sonra İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü, KOM Dairesi Başkanlığı ve Edirne Emniyet Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Avcı, halen Eskişehir Emniyet Müdürü olarak göre yapmaktadır. 2006 yılında TASAM'ın Stratejik Vizyon Sahibi Bürokrat Ödülü'nü kazanmıştır. Avcı, Emniyette teknik-elektronik istihbaratın kurucusu olarak bilinir. 



Yazar: Hanefi Avcı
Sayfa Sayısı: 608
Dili: Türkçe
Yayınevi: Angora

Darağacı Avı / Osman Şahin

Osman Şahin edebiyatımızın sözlü geleneğini, köy gerçekliğini, yakın dönemin siyasi acılarını öykülerine taşıyan bir öykücümüz.

“Yerden üç dört karış yukarıda, az ötede, ağır ağır sallanan ölünün gözlerinin akı iyice çıkmış, bilenmiş, garip bir baskıyla donanmıştı sanki. Koca gövdede canlı kalan tek gözleriydi; biraz Hori’ye, biraz da Miran’a bakıyor gibiydi. Bilinmeyen gerçeklere bakışıyla dokunur gibiydi. Sayısız vedalarla dolu bir bakıştı bu. Kıpırtısız, karşı konamayan süt beyazı bir aka kesmiş parlayan gözler... Ölünün parlayan gözleri ağır ağır kapandı. Asıl şimdi ölmüş gibiydi.”

Değerli öykücümüz Osman Şahin, Toros köylerinin yaşanmış öykülerini anlatmaya devam ediyor. Şahin, yaşadığı, tanık olduğu olayları, tanıdığı kişileri ölümsüzleştirirken gerçekçiliği, inandırıcılığı elden bırakmıyor. Darağacı Avı, birbirinden çarpıcı öykülere yer veren bir kitap. Kitaba adını veren öykü, düşmanını öldürmekle yetinememiş, onu bir darağacına asarak çürümesini beklemeye durmuş Miran’ın ürpertici dramını konu ediniyor. Şahin, Bamedi köylülerini, sözlü halk anlatım geleneğinin Toroslardaki son temsilcileri olan Bey Analar’ı, onların ağıtlarını ustalıkla taşıyor okura.


OSMAN ŞAHİN

Osman Şahin, 1940’ta Mersin’in Aslanköy ilçesinde doðdu. Dicle Köy Enstitüsü ile Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi. Güneydoğu, Malatya, İzmit, İstanbul liselerinde yıllarca spor öğretmenliği yaptı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra sürgün edilerek zorla emekli edildi. Bir roman eleştiri yazısı yüzünden 18 ay hapis yattı. Kırmızı Yel ile TRT Öykü Büyük Ödülü’nü, Ağız İçinde Dil Gibi ile 1980 Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü, Selam Ateşleri ile 1992 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü ve 1994 Sa­­­it Faik Hikâye Armağanı’nı, Mahşer ile 1998, Ölüm Oyunları ile 2003 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldı. 1997 9. Ankara Film Festivali’nde Aziz Nesin Emek Onur Ödülü, 1999 36. Antalya Film Festivali’nde Yaşam Boyu Altın Portakal Onur Ödülü, aynı yıl Truva Kültür ve Folklor Derneği Yılın Edebiyat Ödülü, 2007 Mersin Kraliçe Aba Ödülü, Onbirinci Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü, 2008 Söke Kültür Sanat Festivali Onur Ödülü, aynı yıl Mersin’de İz Bırakanlar Onur Ödülü, 2009 8. İzmir Dünya Öykü Günü Onur Ödülü ve Mersin Kenti Edebiyat Ödülü ile onurlandırıldı. Kırmızı Yel, Den Röde Winden (1984) adıy­la İsveç’te, pek çok öyküsü Polonya, Macaristan, Almanya, Fransa, Hol­­landa ve Slovenya’da yayımlandı. Yazarın 13 seçme öyküsü, Tales from Taurus adıyla İngilizce yayımlandı. “Kayalara Vurmuş Suretin” öyküsü, Mersin Devlet Opera ve Balesi’nce, “Kraliçe Aba” adıyla baleye uyarlandı. Yazarın bugüne dek 23 öyküsü filme alındı. Filmlerin birçoğunun senaryolarını kendisi yazdı. Filmler, yurtiçi ve yurtdışı film şenliklerinde Türk sinemasına 35’ten fazla ödül kazandırdı.



OSMAN ŞAHİN

DARAĞACI AVI
TÜRK EDEBİYATI
Öykü
Yayına hazırlayan: Faruk DUMAN
Sayfa sayısı: 110
Fiyatı: 8 TL

Babalar ve Oğullar / Ivan Turgenyev

Babalar unutulmaz, oğulları da…
Klasik Rus edebiyatının unutulmaz yazarı İvan Turgenyev’in başyapıtı Babalar ve Oğullar, Rusça orijinalinden yepyeni bir çeviriyle Türkçe’de. Kuşaklar arası çatışmanın hiç bitmeyen öyküsünün dünya edebiyat tarihindeki en unutulmaz anlatımı.

İvan Turgenyev’in Rusya’dan ayrılmasına ve yaşantısını Avrupa’da sürdürmek zorunda kalmasına neden olan Babalar ve Oğullar, aynı zamanda Rus edebiyatının ilk “modern” roman örneği olarak kabul ediliyor. Eser 1862 yılında yayınlandığında, kuşaklar arası çatışmaya yaklaşımıyla Rus toplumunu tam anlamıyla alt üst etmişti. “Zamanlar üstü” kavrayışı ve açıksözlü anlatımıyla, üzerinden 150 yıl geçmesine karşın Babalar ve Oğullar hâlâ yepyeni kalmayı başarırken, aynı zamanda en çok tartışılan klasiklerden biri olmaya da devam ediyor.

Babalar ve Oğullar, Rusya sosyal ve politik reformların eşiğine tereddütle yaklaşırken 20 Mayıs 1859 günü başlar. Modern değerlerle yaşamayı tercih eden liberal Rus babaların, devrimci düşünceleri Rus devletinin istikrarına yönelik bir tehdit olarak kabul edilen özgür düşünceli oğullarıyla yaşadığı kuşak çatışmasını dile getirerek devam eder. Roman, edebiyat tarihinin en unutulmaz öykülerinden birini anlattıktan sonra, Rusya’nın uzak köşelerinden birinde, küçük bir köy mezarlığında son bulur.

Kitabın öne çıkan karakteri olan Bazarov, müthiş zekası, alaycı yaklaşımı, kendine olan güveni ve edebiyat tarihine mal olmuş nihilist yaklaşımıyla iki Rus kuşağı arasındaki bölünmüşlüğü “sinir bozucu” bir gerçeklikle ortaya koyar. Babalar ve Oğullar her ne kadar Rusya’da geçen bir öyküyü aktarsa da, işlediği temanın evrenselliği şüphe götürmez.

Can Yayınları, daha önce Dostoyevski, Tolstoy, Gorki gibi yazarları ustalıkla Türkçe’ye aktaran Ayşe Hacıhasanoğlu’nun Rusça orijinalinden gerçekleştirdiği çevirisiyle Babalar ve Oğullar’ı Türk okuruna bir kez daha sunuyor.

Ali Ömer Türkeş'in Radikal Kitap'ta yayınlanan eleştirisini okumak için bağlantıyı tıklayabilirsiniz.
Yaz klasikleri

İVAN TURGENYEV
İvan Turgenyev, 1818’de Rusya’da, Oryol’da doğdu. Üç yıl Berlin’de öğrenim gördükten sonra ülkesine toprak köleliğine karşı, Batı yanlısı bir liberal olarak döndü. Dönemin ünlü eleştirmeni Vissarion Belinski’den büyük destek gören Turgenyev, uluslararası üne erişen ilk Rus yazar oldu. 1840’lar ve 1850’lerde aralarında Avcının Notları’nın da bulunduğu, köy yaşamı ve köylüleri anlattığı öyküleriyle tanındı. 1860’ta yayınlanan Devrim Öncesi adlı romanı, genç aydınların karşılaştığı sorunları ve Rusya’nın büyük değişim öncesindeki durumunu konu alıyordu. En önemli romanı Babalar ve Oğullar’da (1862), kuşaklar arasındaki çatışmayı derinlemesine sergiledi. Tolstoy ve Dostoyevski ile olan kavgaları ve Rusya’daki edebiyat çevrelerine yabancılaşması sonucunda, yaşamının son yirmi yılını Baden-Baden ve Paris’te geçirdi. Duman (1867) adlı romanında, Rus aydınlarının hem sağ, hem de sol kanatlarının karikatürlerini çizdi. Paris’te George Sand, Gustave Flaubert, Goncourt kardeşler, genç Émile Zola ve Henry James gibi yazarlarla yakınlık kurdu. 1883’te Paris yakınlarında, Bougival’de öldü.


BABALAR VE OĞULLAR
Orijinal adı: Ottsy i Deti
Yazar: İvan Turgenyev
Dizi: KLASİKLER
Rusça aslından çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu
Sayfa sayısı: 256
Fiyatı: 15,50 TL
Yayın tarihi: 17 Ağustos 2010
Can Yayınları

İstanbul Haritaları 1422-1922 / Ayşe Yetişkin Kubilay

Haritalarla İstanbul'un 500 yılı...
İstanbul Fetihten evvel neye benziyordu?
19. Yüzyılda camilerin dağılımı nasıldı? Bir bakışta. O zamanki gözle.
Zamanın yöntemleri ve teknikleri; baskılar nasıl yapılmıştı?
Boğazı gerçeğe yakın ilk defa kim ne zaman çizebildi? Ya da Birinci Harpte İstanbul’un haritası nasıl çizilmişti?
580 parçalık müthiş bir koleksiyondan özenle seçilmiş ve asitten arındırılmış harita kağıdına basılmış 100 haritanın hikayesi.
40 X 30 cm boyutlarında, özel bez ciltli sert kapak, 6 renk baskı ve çok özel kutusunda.
256 sayfada, Türkçe / İngilizce.

Haritacılığın gelişimi ve İstanbul
Harita, hiç şüphesiz birebir modeldir. İçinde bulunduğumuz coğrafyayı anlamak için gereklidir. Ve harita tekamül eder... Bu tekamül bir yerde tarihin kendisidir. Yerküreyi ve çevremizi ayrıntılarla keşfin tarihidir.
İstanbul Haritaları 1422-1922, Rönesans’ın en parlak devrinden başlıyor. İstanbul haritalarından oluşan zengin bir koleksiyona ait nadide örnekler bulunuyor. Şimdi Yunanistan’da yaşayan eski bir hemşehrimizin; Nick Adjemoglou’nun koleksiyonu başta olmak üzere, en mutena yüz İstanbul haritası seçilmiş ve bu kitap hazırlanmış.
İlk harita, Floransalı ünlü gezgin ve haritacı Christoforo Buondelmonte’ye ait. Aynı zamanda, fetih öncesi İstanbul’u gösteren bilinen ilk haritadır. Buondelmonte, o zamanki teknikle Bizans İstanbulunun bir krokisini vermiş.
Konu aldığı coğrafya gibi haritacılık teknikleri de zaman içinde gelişmiştir. İstanbul’un topografik ölçüleri ve topografik ölçülerinin doğrulanması sanıldığından çok daha geç devirlerde yapılabilmiştir. Bunun için, 18. yüzyılın sonu 19. yüzyılın başını beklemek gerekecektir. Bu kitapta, haritacılıktaki teknik gelişmelerle birlikte İstanbul’un yeryüzü ölçümünün gelişmesini göreceğiz.
Avrupa, Türklerin imparatorluğunu ve İstanbul’u çeşitli vesilelerle etüd etmiş, temsilciler göndermişti. Avrupa krallarının coğrafyacıları, haritacıları İstanbul’u yüzyıllar boyu ziyaret etti. Sadece Osmanlı’yı değil Bizans devrinden başlayarak yapılarıyla, topografik ve demografik özellikleriyle Osmanlı başkentini çalışmışlardır. Buradaki haritalar, Avrupa’nın Osmanlı’yı görme şekilleri hakkında da bilgi veriyor.
Prof. İlber Ortaylı

--------------------------------------------------------------------
Yazarın Notu
Yeryüzünün belki de en şairane kentinin; İstanbul’un kitabını hazırlayacaktım. Önümde, bugüne kadar gördüğüm en kapsamlı İstanbul haritaları koleksiyonu, yirmi yıllık tutkum ve ben… Çağlara, imparatorluklara, akımlara, sokaklarında yaşayan insanlara direnen, kimi zaman meydan okuyan ve sonsuzluğa yürüyen bir kenti anlatacaktım. Bazısını ezbere bildiğim İstanbul kent tarihi üzerine yazılmış kitapları, incelemeleri, araştırmaları yeniden gözden geçirmek, İstanbul’un 500 yılını bir kitaba sığdırabilmek için sayılı günüm vardı… Ama yalnız değildim; dünya kartografya tarihine yön vermiş haritacıları kılavuz alacak, İstanbul’u tarihin en ünlü gezginleriyle dolaşacaktım.
Günler gecelere karışırken yıllar, semtler, anılar, İstanbul’un katman katman yüzleri birbiriyle bütünleşti. İstanbul zihnimde adeta yeni bir boyuta bürünmüş, çağlar atlayan zaman yolculuklarında dile gelmişti. Yıllarca usanmadan tekrar tekrar okuduğum seyahatnamelerden, hayranlıkla incelediğim İstanbul haritalarından ayrışıp yepyeni bir görüş kazanmıştım adeta. İstanbul’u yeniden, bu kez bütün dönemleriyle yaşamaya başladım.
Bu, belki de hayatımın en etkileyici yolculuğuydu…
Kentin sokaklarında yürüdüm, yapıları inceledim, suriçinde gezindim, Eyüp’ü arşınlayıp oradan adım adım Galata’ya oradan da Pera tepelerindeki bağlara uzandım. Boğazın iki yakasındaki kıyı köylerinde konakladım. Üsküdar’dan Kadıköy’e geçip, Fener bahçesinde uzun bir mola arası İstanbul’u seyre daldım… 1422’den başlayıp, çağ çağ, yıl yıl özümsediğim bir zaman yolculuğuydu bu… Kah Antik Çağ’da Byzantion’da buldum kendimi, kah Doğu Roma’nın başkenti Nea Roma’da. Bir yerde İmparator Konstantin’in Konstantinopolisindeydim, sonra bir baktım Osmanlı’nın Dersaadeti’ne gelmişim…
Zaman değişti ama İstanbul hep İstanbul’du… Bana göre, dünyanın başkenti…

İstanbul Haritaları’nı incelemeye başladığınızda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Sizi bu kitabın sayfaları arasına; İstanbul’un çağlar boyu süren uzun ve doyumsuz serüvenine katılmaya davet ediyorum.

Hayatını Seçen Kadın - Nermin Abadan Unat / Sedef Kabaş

Annem bugünkü Almanya'nın Polonya'ya terk etmiş olduğu bölgede bulunan Stettin adlı bir liman şehrinde, 1883'te dünyaya geliyor.
Stettin, Alman İmparatoru Wilhelm zamanında, Baltık Denizi'nde önemli bir liman. Anne tarafımın annesini, babasını hiç tanımadım. Çünkü annemi de çok gençken kaybettim.
Bir ablası varmış, onu bir akrabalarının yanına Alman İmparatorluğu'nun başkenti olan Berlin'e göndermişler, belki orada birisine rastlar da evlenir diye. Çünkü o dönemin kadınları için ortaokul sonrası evlilikten başka olanak yok. Annem de, orada aristokrat kökenli Karwinski adlı Macar bir subayla karşılaşıyor. Evlenince, Barones Elfriede Karwinsky oluyor. Baron, annemi Viyana'ya getiriyor. Yıl 1907, ablam da 1908'de dünyaya geliyor. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında annemin eşi savaşta ölüyor, annem dul kalıyor, fakat düzenini bozmuyor. Viyana'da kalmaya devam ediyor. Üvey ablamı okula gönderiyor. İşte o yıllarda içmelerden yararlanmak üzere Karlsbad'a gidiyor ve babamla orada karşılaşıyor.”




Hayatını Seçen Kadın

“Hocaların Hocası”
Nermin Abadan Unat
Söyleşi: Sedef Kabaş
Nehir söyleşi
340 sayfa

Biz onu daha çok şöyle tanıyoruz;

Türkiye'nin ilk kadın siyaset bilimcisi,
Türkiye'nin ilk kadın gazetecilerinden,
Türkiye'nin ilk kadın senatörlerinden,
Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin ilk kadın asistanı,
ilk kadın doçenti,
ilk kadın profesörü ve ilk kadın kürsü kurucusu.
Türkiye'nin ilk gazetecilik okulu, Basın Yayın Yüksekokulu'nun kurucularından,
Basın Yayın Yüksekokulu'nun ilk kadın müdürü.
Türkiye'nin “uluslararası göç” konusundaki en önemli ismi.
Türkiye'nin “kadın hakları” konusundaki en güçlü isimlerinden biri.
Türkiye'nin uluslararası alanda tanınan saygın akademisyeni.
Dilimize “kamuoyu”, “halkla ilişkiler”, “baskı grupları” gibi kavramları kazandıran bir öncü.
Makaleleri, kitapları yabancı dillere çevrilmiş, dünyanın dört bir yanında konferanslar, seminerler veren, beş dil konuşan (İngilizce, Almanca, Fransızca, Macarca ve Türkçe) bir bilim kadını.
Hocaların hocası…

Onun bilmediğimiz tüm yanlarını gazeteci Sedef Kabaş, kaleme aldı. Hem de kendi anlatımıyla. Erken vefat eden bir baba, şefkat göstermeyen bir anne, kendisiyle konuşmayan bir amca, evinde istemeyen bir yenge, mesafeli bir hala gölgesinde yapayalnız bir çocukluk…  Evsiz, barksız, sahipsiz bir gençlik. 14 yaşında Türkçe bilmeksizin, okumak için Türkiye'ye gelmeyi kafasına koyan bu genç kız Nermin Abadan Unat.

Dilini, milletini, yurdunu kendi seçti.
Kendi yaşamını kendi çabasıyla kurdu.
Almanca, İngilizce, Fransızca, Macarca dillerini konuştu, ama sonradan öğrendiği Türkçe'yle gazetecilik, avukatlık ve hocalık yaptı.
Bir adama çok âşık oldu.
Anneliği hayatının en büyük ödülü saydı.
Öğrencilerine dost bir hoca, dostlarına vefalı bir arkadaş oldu.
Ve konuksever bir ev sahibi. İyi bir aşçı.
Meraklı bir gezgin.
Yardımsever, cömert, mütevazı, çalışkan, zevkli ve zeki bir insan…

Hocaların hocası, Nermin Abadan Unat'ın öğrencileri arasında;
İlber Ortaylı, Emre Kongar, Zafer Toprak, Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Ertuğrul Özkök, Deniz Baykal, Baskın Oran, Ünal Batu, Cem Duna, Aydın Uğur, Ahmet Taner Kışlalı, Ünsal Oskay, Taner Timur, Mete Tunçay, Artun Ünsal, Üstün Ergüder, Abdülkadir Aksu, Hasan Celal Güzel, Oya Tokgöz, Aysel Aziz ve daha pek çok isim var...

Ortadoğu Bir Şiddet Tarihi / Hamit Bozarslan

İkinci İntifada, 11 Eylül, Lübnan İç Savaşı, Irak, Afganistan ve Pakistan’da intihar saldırıları... 1906-1908 arasında Tahran ve İstanbul’daki rejim değişikliklerinin yol açtığı kanlı olaylar... 1920’lerde kurulan manda rejimlerine karşı yükselen isyan dalgaları ve baskı rejimleri... 1948’de Filistin’in paylaşılmasıyla başlayan protestolar, askerî darbeler, yıkılan rejimlerden çok daha baskıcı yönetimlerin tırmandırdığı gerilim… 1979’daki İran Devrimi, Mekke’deki İslamcı ayaklanma, Camp David Anlaşmaları ve Afganistan’ın işgalinin sebep olduğu olaylar... 1990’larda Mısır ve Cezayir’deki cihad yanlısı silahlı mücadeleler ve El-Kaide...
Bozarslan’ın çalışması, Ortadoğu’daki şiddetin kronolojisinde üç ana dönemi öne çıkarıyor: 1906-1979 arasında Osmanlı İmparatorluğu’ndan İran’a uzanan devrimci hareketler, 1948’de Filistin’in bölünmesiyle 1950-1970 arasının otoriter rejimleri, 1966’da Seyyid Kutb’un idamıyla başlayan ve günümüze kadar gelen İslamcı muhalefetler.
“Ortadoğu’da şiddet hakkında çalışmak, mayınlı araziye girmeyi kabullenmek anlamına gelir” diyen Bozarslan, Ortadoğu’nun bu şiddet geleneğini orada yaşayanların kaderi olarak gösteren kültüralist eğilimden uzak durarak bu zorlu arazide başarıyla ilerliyor.
Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi önce baskıcı rejimin, ardından bu rejime karşı isyanın ve nihayet isyanın bastırılmasının aracı olan şiddeti, dinamikleri ve kökenleriyle; insanları silahlı mücadeleye ya da kendilerini feda etmeye iten sosyo-ekonomik nedenleriyle birlikte çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi-Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonundan El Kaide’ye, Hamit Bozarslan, Çev. Ali Berktay, İletişim Yayınları, Araştırma-İnceleme, 390 sayfa, 23 TL